Bugün kızımla birlikte Brave’i yeniden izledik.
Ve film bittiğinde aklımda oklar, kaleler ya da prensesler kalmadı.
Başka bir cümle kaldı.
Kız gibi değil, kendin gibi büyümek.
Galiba bu filmi bu kadar sevmemin sebebi de bu.
Çünkü Merida hiçbir zaman kurtarılmayı bekleyen bir karakter olmadı.
Başkalarının onun adına karar vermesine de izin vermedi.
Kendi yolunu çizmek istedi.
Ve bunun için bazen hata yapmayı, bazen de yalnız kalmayı göze aldı.
Bir baba olarak bunu izlemek çok hoşuma gidiyor.
Çünkü çocuklarımızı büyütürken bazen fark etmeden bir tuzağa düşüyoruz.
Onlara iyi bir hayat hazırlamaya çalışırken, nasıl bir insan olmaları gerektiğini de tarif etmeye başlıyoruz.
Oysa belki de yapmamız gereken şey çok daha basit.
Onlara alan açmak.
Film boyunca şunu düşündüm:
Ben kızımın güçlü bir kadın olmasını istemiyorum.
Çünkü güçlü olmak zaten hayatın içinde öğrenilecek bir şey.
Ben onun kendisi olabilmesini istiyorum.
Çünkü insan kendi olabildiği zaman güç zaten kendiliğinden geliyor.
Bir de Merida’nın çok sevdiğim başka bir tarafı var.
Mükemmel değil.
Hata yapıyor.
İnat ediyor.
Yanılıyor.
Sonra dönüp yaptıklarıyla yüzleşiyor.
Ve bu çok güzel bir şey.
Çünkü çocuklarımızın kusursuz kahramanlara değil, gerçek insanlara ihtiyacı var.
Film boyunca kızımı izledim.
Bazı sahnelerde güldü.
Bazı sahnelerde heyecanlandı.
Ve bir kez daha şunu fark ettim:
Çocuklar kahraman seçerken bizim baktığımız yerlere bakmıyor.
Onlar cesareti görüyor.
Samimiyeti görüyor.
Kendilerine benzeyen parçaları görüyor.
Film bittiğinde aklımda şu soru kaldı:
Çocuklarımızı hayata hazırlamaya mı çalışıyoruz, yoksa onların kendi hayatlarını yaşamalarına izin mi veriyoruz?
Belki de ebeveynlik, onlar için bir yol çizmek değil; kendi yollarını çizerken arkalarında durabilmektir.


